|
Zil çalardı ya eskiden, ziller ya da işte... Artık olduğumuz yerde ziller de çalmıyor, durduğumuz yer insan kalabalığı hep, bir koşuşturmacadır gidiyor. Boyunlardan aynı renk kravatlar düşeli çok olmuş, eski fotoğraflara bakıp gülünüyor... -Yaşlandık mı nedir ? diyor bir arkadaş. -Yok daha neler! diyesim geliyor. Yaşlanmışız aslında, o zil sesi uzaklaşalı da baya olmuş hani... Eski arkadaşlar toplanıyoruz arasıra, özlüyor rakamların ağırlıkta olduğu o eski günleri insan. Lise dostluğu başka oluyor... Hiçbir şey yapmadan, çok şey yapıyormuş gibi görünmenin diğer adı, liseli olmak durumu özleniyor ağızda kalmış bir tat gibi. İnsan bir garip oluyor, mesela o zamanların fotoğraflarına bakınca, mesela ben kafamda daha çok saç görünce bir garip oluyorum... Artık kimse sözelciyim ben ama, sayısala düştüm yalanını yemiyor... Roller değişiyor, hayat galiba buradan, bu virgülden sonra başlıyor... O aylaklığı arıyorum bazen ya da çoğu zaman... Dedim ya artık olduğumuz yerde ziller yok, çalmıyor... Herkeste bir telaş, koşuşturmaca... Hayat bizden önde koşuyor, biz arkasından... Kimi geride kalmış mesafe açılmış, kimi de yakaladı yakalayacak sanki... İşte bizde koşarken bir gün böyle, ara verelim biraz dedik birkaç arkadaş; Bizim bir Hakan var bir gün diyor ki, ya hani bir şeyler yapsak bir araya getirsek mezunları, öğrencileri... Biraraya gelsek bilsek kim nerede ne yapıyor? Ne biliyim işte fena mı olur? Diyorum Hakan zeki adamsın dedik ya hep, şimdi geldin lafımın üstüne bastın... Toplanıyoruz fikirler havalarda, herkes özlemiş birilerini vesselam... Tamam diyor başkan (Hakan-biz ona başkan deriz)... Herkes bir şeyler koyabilme hevesinde, aslında herkesin ağzında o unutulmayan tat kalmış da belli etmiyor... Yavaş yavaş meyveleniyor ağaç; Bu ağaçtan daha iyi meyveler almak ümidiyle teşekkürler başkan, teşekkürler çocuklar. Emeğinize, yüreğinize sağlık… Kalın sağlıcakla, madeincarisma
|