|
Akşamların hayalini kurduğum öğlenlerdendi. Herkes kabuğuna çekilip uyuduğunda, gökyüzünü seyre dalardım. Sana kavuşmayı düşler, iç çekip sigaramı bir nefeste yarılardım. İşte böyle bir geceye daha yaklaşırken dakika dakika,sen aradın. “Yakınlardayım, beni görmek istiyorsan gel.” dedin. Heyecandan “e,ee,evet seni görmek istiyorum tabii ki” dedim, buluşacağımız yeri kararlaştırıp telefonu kapattım.
Telefon görüşmesinden yaklaşık bir saat sonra evden çıktım. Sol elimle kalbimi tutarken yerinden fırlamasın diye, sağ elimle bu sefer heyecandan kendimi zehirliyordum. Yollar uzadı da uzadı. Merdivenleri üçer üçer çıkmak işe yaramadı aksine nefes almamı zorlaştırdı. Sana yaklaştığımı düşündükçe elim, ayağım birbirine dolanıyordu. Ufak çalıların arasındaki meyilli parke yoldan aşağı doğru inerken seni gördüm. Tek başına, bir çocuk parkında iki salıncak arasında karanlık geceyi aydınlatıyordun. Sana bir an önce ulaşmak isteyen ben, durdum. Her gece izlediğim yıldızlardan farklıydın ve ben bu fırsatı kaçıramazdım. Bir, iki dakika hayatım boyunca gördüğüm ve görebileceğim en parlak yıldızı, seni izledim. Yavaş yavaş yanına geldim. “Hoş geldin” diyebildim sadece. Çocuk parkındaki salıncaklardan birine oturdun ve ben de seni bir bebek gibi salladım. O esnada tenimizi okşayan ılık rüzgarın etkisiyle bulutlar dağıldı ve dolunay netleşti. Sen salıncakta havalanırken o muhteşem kare belirdi. Bir saniyeden daha az bir zamandı, anlıktı ama hiç unutmayacağım bir manzaraydı. Gökyüzünün muhteşem gece maviliğinde pamuk gibi bulutların arasında muhteşem bir dolunay ve yanında muhteşem bir yıldız,sen vardın. İşte anlık bu manzara karşısında şoka uğradım. Salıncağını tutup inmeni sağladıktan sonra parkın etrafındaki banklardan birine oturduk. Sadece seni izledim ve hiç bitmesin istedim ama vakit gelmişti. Gitmen gerekiyordu. Bir yürüyüşün ardından gireceğin apartmana yaklaşmıştık. Durduk. Sana sımsıkı sarılmak istiyordum, seni bırakmamak ve doyasıya koklamak… Hiçbirini yapamadım tabii. Masum bir güle güle öpücüğünden sonra “tekrar görüşmek üzere” den başka bir şey diyemedim. Karanlığın içine gömülüp, seni izledim. İçimde belki arkana bakar, beni görür ve gelirsin umudu vardı ama sen gittin.
Apartmana girişinden sonra birkaç dakika daha öylece durdum. Buğulu gözlerim görüş hakimiyetini tamamıyla kaybettikten sonra avuç içlerimle yaşlarımı sildim. Düşüne düşüne eve geldim. Her şey bıraktığım gibiydi. Pencerenin önüne gittim, çalışma masama oturdum. Sek bir rakı doldurdum, içine 3 tanede buz attım. Ceketimin cebinden sigara paketimi çıkardım, içinden bir dal alıp yaktım. Derin bir iç ile sigaramdan derin bir nefes aldım ve rakımdan derin bir yudum. Kafamı kaldırıp gökyüzüne baktım gece mavisi gökyüzü ordaydı, beyaz ve pamuk gibi bulutlarda, hatta dolunayda ordaydı ama sen yoktun yine. Ben her zaman ki gibi seni hayale daldım. Bu gecenin hatırına bir de şiir yazdım…
Akşam üstüydü
Dolunay vardı bulutlar eşliğinde gece mavisi gökyüzünde
Seni bıraktım her zaman ki köşede
O an donup kalmak istiyordum
Belki bu istekten olsa gerek
Sen apartman kapısına doğru giderken
Ağır çekimdeydi sanki her şey
Saçların bir başka dalgalanıyordu ılık rüzgarda
Ve kapıdaydın artık
Zili çaldın
Hiç açılmamasını,geri dönmeni istedim
Maalesef açıldı ama
Uzaklardan seni izleyen bir ben olduğunu bilmeden girdin içeri
ve bana
başını öne eğip gitmek kaldı gözü yaşlı...
“Yazımı okuma zahmetine katlandığınız için teşekkür ederim.”
Sevgi ve Saygılarımla;
Aziz KURT
|